İşkence, dayak ve çaresizlikle dolu bir hayatın sonu, ne yazık ki acı bir ölümle noktalandı. Zeynep Arslan (38), yıllardır sürdüğü evliliğinde maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddetten bıkmış, sonunda özgürlüğünü kazanmak için boşanma kararı almıştı. Ancak bu, onun için sona doğru giden bir yolun başlangıcı oldu. Zeynep’in yaşadığı dramatik olay, hem toplumda hem de aile içi ilişkilerdeki şiddet konusunu bir kez daha gündeme getirdi. Bu trajik olay, toplumsal cinsiyet eşitliği ve aile içi şiddetle mücadele konularında ne kadar yol kat etmemiz gerektiğini gözler önüne seriyor.
Ortaöğretim mezunu olan Zeynep, genç yaşta evlenmeden önce çeşitli işlerde çalışarak hayatını idame ettiriyordu. Evliliğinin başlangıcında her şey güzel giderken, zamanla eşinin öfkesi ve kontrolcü davranışları hayatını çekilmez hale dönüştü. Zeynep, ‘Ona bir şey olursa beni affetmez’ düşüncesiyle, günden güne artan şiddeti sineye çekmek zorunda kaldı. Eşinin sürekli alkol alması ve bu esnada geçirdiği ruhsal çöküş, Zeynep’in yaşadığı travmayı artırıyordu. Yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı kalmayıp, Zeynep’in özsaygısını da zedeleyen psikolojik baskılarla dolu bir yaşam sürüyordu.
Zeynep, yaşadığı tüm bu travmaların ardından sonunda boşanma kararı almaya cesaret etti. Ancak, içinde bulunduğu durumu çevresindeki insanlardan gizlemekte zorlanmadı. Aile içindeki bu tür şiddet olaylarının çoğu, çoğunlukla aile bağları ve toplumsal baskılar nedeniyle görmezden geliniyor. Zeynep de, bu mücadelede tek başına kalmaktan korkuyordu. Boşanma başvurusunda bulunduktan kısa bir süre sonra eşinin tepkisiyle karşılaştı. Eşi, Zeynep’in bu kararını kabul edemedi ve kendi içindeki öfkeyi dışa vurdu. İşte burada hayatının en karar verici anlarından birine tanıklık ettiğinde, aslında boşanmanın sonun başlangıcı değil, yeni bir hayatın adımını atma fırsatı olduğunu düşündü.
Fakat Zeynep, eşinin tehditleriyle karşı karşıya kaldı ve onun psikolojik baskısı giderek arttı. Yaşadığı zorbalığa son vermek için yardım almaya karar verdi. Güvendiği bir arkadaşına yaşadığı yetkisizliğin boyutlarını açtı. Zeynep, bir kadın sığınma evine gitme kararı aldı. Ancak bu adımı atmak, onun için çok büyük bir risk gerektiriyordu. Eşinin öfkesiyle karşılaşma korkusu, özgürlüğünü kazanma umudunun önünde bir engel teşkil ediyordu.
Sonuç olarak, Zeynep’in hayatı, bir boşanma davasıyla son bularak daha karanlık bir hale geldi. Boşanma süreci içerisinde eşinin öfkesinin kontrol edilemez olduğu günler yaşadı. Korkunç olayların ardından, Zeynep’in sonu bir cinayetle noktalandı. Onun hayatı, yalnızca boşanma isteğiyle değil, aynı zamanda aile içindeki şiddetin ne kadar ciddi bir problem olduğunu da gözler önüne serdi. Zeynep’in ölümü, daha geniş bir toplumsal meseleyi açığa çıkardı; aile içi şiddete karşı duyarlılığın artırılması ve bu tür durumların önlenmesi için toplumun üzerindeki sorumluluğu hatırlatıyor.
Sonuç olarak, Zeynep’in hikayesi, her gün yüzlerce kadının hayatında karşılaştığı benzer zorluklarla dolu bir yaşamın trajik bir örneğidir. Aile içindeki şiddet sorununu ciddiye almanın, yalnızca bu tür olayların önlenmesi açısından değil, aynı zamanda toplumun sağlığı açısından da önemli olduğu unutulmamalıdır. Zeynep gibi kadınların yaşadığı travmaların sona ermesi, bunu engellemek için toplum olarak birlikte hareket etmeyi gerektiriyor.