Bir cinayet davası, toplumun vicdanını derinden yaraladı. Genç yaşta bir kişinin, 92 yaşındaki anneannesini "gezmeye" çıkarmak bahanesiyle bastonla öldürmesi, hem yerel hem de ulusal medyada geniş yankı buldu. Yaşlılık döneminde zekasına ve tecrübesine başvurulması gereken B.G. (torun) tarafından işlenen bu korkunç olay, insanlığın ne denli karanlık bir yüzle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi.
21 yaşındaki B.G., 92 yaşındaki anneannesi Z.K.'yı dışarı çıkararak onunla yürüyüş yapmayı önerdi. İlk bakışta masum bir teklif gibi görünen bu öneri, aslında korkunç bir cinayet için hazırlanan hüsran dolu bir planın parçasıydı. B.G., yavaş yürüyen yaşlı kadını götürmeye karar vererek, onun güvenini kazandı. Ancak, o gün bir şeylerin yolunda gitmeyeceğini kimse tahmin edemezdi.
Yaşlı kadının bastonuyla yaşayan dolgun yürüyüş tarzı, B.G.'ye av olacaktı. Yaşlılık döneminin getirdiği zayıflık karşısında B.G.'nin planı, bastonunu bir silah gibi kullanmak olduğuydu. Bu cinayeti işlemek için B.G., anneannesini neden boğaz lâti etmekten çekinmedi? İşte, bu olayın ardındaki karmaşık psikolojik ve sosyolojik dinamiklere girmek gerekiyor.
Bu korkunç cinayet haberinin yayılması, toplumun bir kesiminde büyük bir şok etkisi yarattı. Sosyal medyada hızla yayılan haber, birçok hayır kurumu ve yaşlı hakları savunucuları tarafından kınandı. "Yaşlılarımıza karşı işlenen suçlar kabul edilemez" sloganı altında toplanan gruplar, bu tür olayların artmasına neden olan sistematik sorunların ele alınması çağrısında bulundu.
Özellikle aile içi sorunların, maddi sıkıntıların ve genç neslin yalnızlık hissinin bu tür olaylara zemin hazırladığı vurgulanıyor. B.G.’nin ailesiyle olan ilişkilerinin sorgulanması gerektiği düşünülüyor. B.G.’nin yargılanması sırasında köktenci bir değişiklik talep ediliyor ve topluma karşı işlenen bu tür suçların daha ciddi şekilde cezalandırılması gerektiği vurgulanıyor.
Bunun yanı sıra, kamuoyuna düşen görev, yalnız yaşayan yaşlı bireylerin korunması ve daha güvenli bir yaşam sürmeleri için daha etkili yasaların çıkarılmasıdır. Ayrıca, toplum olarak yaşlılık konusuna daha duyarlı yaklaşım sergilememiz gerektiği düşünülmektedir. Her ne kadar gerçekleştirilen cinayetler korkutucu olsa da, toplumsal yardım ve dayanışmanın artırılması, böyle trajedilerin önüne geçebilir.
Sonuç olarak, bu üzücü olay, hepimizi derinden etkilemiş ve yaşlılara karşı duyarlılığımızı bir kez daha sorgulamak zorunda bırakmıştır. Toplumun her bireyi, yaşlılık döneminin getirdiği zorlukların farkında olarak, daha dikkatli ve saygılı bir şekilde yaklaşması gerektiğini unutmamalıdır. Unutmayalım ki, yaşlılarımız bizim geçmişimizin ve kültürel mirasımızın bir parçasıdır; onlara sahip çıkmak, hepimizin sorumluluğudur.